Tarih: 15 Temmuz 2016
Saat:21.47...
Türkiye henüz olan bitenin adını koyamamıştı.
Televizyonlarda "olağan dışı hareketlilik" deniliyordu.
Eş zamanlı eski ismiyle Boğaziçi – 15 Temmuz Şehitler Köprüsüve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü tanklarla ve hâkî renkli brandalı askeri kamyonlarla kapanıyor.
Boğazda jetler ve Helikopterler alçaktan uçuyor.
Vatandaşlar pencerelerini açıp gökyüzünü dinliyordu.
TSK’ya sızmış “Vatan haini kripto FETÖ’cü terörist militanlar” milletin seçilmiş iradesine ve demokrasiye darbe kalkışmasına başlıyorlardı.
Fakat aynı dakikalarda, haritalarda görünmeyen başka bir merkezin ışıkları çoktan yanmıştı.
***
Her şeyden haberi olan “Kadim Yüce Türk Devlet Aklı Gücü ve Kudreti”
Adı hiçbir resmî belgede geçmeyen bir yapı:
Kod adı yalnızca üç harften oluşuyordu.
“HİÇ!”
Hiçlerden başka hiçleri kimse tanıyamaz.
Ne bir kurumdu...
Ne bir teşkilat...
Ne de bir istihbarat örgütü...
Görevi:
“Devlet çalışırken görünmemekti.”
Çünkü HİÇ ‘in varlığı ancak devlet görünmez bir savaşa girdiğinde hissedilirdi.
Duvarın ortasındaki dev ekranda ülkenin dijital haritası vardı.
Kırmızı noktalar saniye saniye çoğalıyordu.
Her nokta bir ihbar değildi.
Her nokta bir çatışma da değildi.
***
Onlar:
“Devletin sinir uçlarıydı.”
Masanın başındaki en üstün “HİÇ” dosyayı kapattı.
***
"Birinci perde başladı."
HİÇLER cevap vermedi.
Çünkü odadaki tüm HİÇLER bunun ne anlama geldiğini biliyordu.
Sokağa çıkacak insanlar henüz evlerinden ayrılmamıştı.
Televizyonlar henüz olağan yayınlarını kesmemişti.
***
Ama HİÇLER çoktan “ikinci aşamaya” geçmişti.
İlk emir silah kullanmak değildi.
İlk emir bilgi akışını kurtarmaktı.
Çünkü bir devlet, kurşunla değil...
İletişimi kesildiği gün düşerdi.
***
Dakikalar içinde ülkenin dört bir yanındaki görünmeyen cephe – tüm “HİÇLER” harekete geçti.
Kimi Hiçlersantrallere girdi.
Kimi Hiçler veri merkezlerine.
Kimi Hiçler telsizlere…
Kimi Hiçler yalnızca tek bir telefonu çalışır hâlde tutmak için mücadele etti.
***
Hiçbiri üniforma giymiyordu.
Hiçbirinin ismi bilinmiyordu.
Sabah olduğunda yaptıkları hiçbir haberde anlatılmayacaktı.
***
22.31...
Merkezdeki ekranlardan biri tamamen siyaha döndü.
Hiçlerden biri ayağa fırladı.
"Bir hat düştü."
“Üstün Hiç”başını bile kaldırmadı.
"Düşmedi..."
"...düşürüldü."
Odada derin bir sessizlik oluştu.
Ardından tek cümle geldi.
***
"Üçüncü masayı uyandırın."
Bütün Hiçler "Üçüncü Masa’nın” nerede olduğunu bilmiyordu.
Çünkü o“Üstün Hiçlerin” bir adresi yoktu.
Sadece ihtiyaç duyulduğunda ortaya çıkan “En Üstün Hiçler” vardı.
Bir profesör...
Bir gazeteci…
Bir makinist...
Bir polis...
Bir asker...
Bir yazılımcı...
Bir doktor...
Bir imam
Normal günlerde birbirlerini hiç tanımayan Hiçler!
Ama aynı cümleyi duyduklarında ne yapacaklarını ezbere bilen insanlar.
***
İstanbul’da halk meydanlara inmeye başlamıştı.
Televizyon ekranlarında görünen buydu.
Fakat kameraların arkasında başka bir mücadele yaşanıyordu.
Yanlış emirlerin doğru birliklere ulaşmaması...
Doğru emirlerin doğru kişilere birkaç dakika erken gitmesi...
Bir köprünün tamamen kapanmaması...
Bir pistin kullanılmaz hâle gelmesi...
Bir yakıt aracının gecikmesi...
Bir kapının kilitlenmesi...
Bir bilgisayarın yeniden başlaması...
HİÇLER:
Tüm vatan haini kripto FETÖ’cü teröristleri manipüle etmişti.
Dışarıdan bakıldığında bunların hepsi tesadüftü.
Ama HİÇ, bazen bir devletin kaderini büyük savaşlarla değil...
Üç dakikalık gecikmelerle değiştirebileceğini biliyordu.
***
Gece ilerledikçe Metropolde çatışmalar arttı.
Fakat HİÇ ‘in merkezindeki ekranda kırmızı noktalar azalmaya başlamıştı.
“En üstün Hiç” derin bir nefes aldı.
"Artık sokak kendi görevini yapacak."
Kimse alkışlamadı.
Kimse sevinmedi.
Çünkü görünmeyen cephede görev yapan Hiçler biliyordu ki:
En başarılı operasyonlar, ertesi gün hiç kimsenin varlığını konuşmadığı operasyonlardı.
***
Ve sabah olduğunda milyonlarca insan yalnızca meydanları hatırlayacaktı.
Oysa tarihin en sessiz savaşlarından biri...
Gece boyunca, kameraların hiç çevrilmediği odalarda verilmişti.
***
KİLİTLİ KAPI
Saat 22.58...
İstanbul’un sesi değişmişti.
Artık jetlerin uğultusu, sirenlerin çığlığı ve telefonlardan yükselen tek cümle birbirine karışıyordu.
"Ne oluyor?"
Fakat HİÇ ‘in merkezinde Hiçler bu soruyu sormuyordu.
Çünkü onlar, ne olduğunu günler önce öğrenmişti.
Duvarın sol tarafındaki ekranda yeni bir satır belirdi.
KARTAL-1 TEMAS KESİLDİ.
Odadaki sessizlik daha da ağırlaştı.
Üstün Hiç gözlüğünü çıkardı.
"Eğer onu kaybedersek..."
Cümlesini tamamlamadı.
Kimsenin tamamlamasına da gerek yoktu.
Çünkü devlet bazen tek bir insanı değil...
Onun temsil ettiği iradeyi korumak zorundaydı.
***
KARTAL-1...
Gerçek adı artık hiçbir dosyada yazmıyordu.
Yıllar önce silinmişti.
HİÇ içinde insanlar isimlerini değil, görevlerini taşırdı.
Şimdi bulunduğu bina dışarıdan sıradan görünüyordu.
***
Koridorlarda ayak sesleri yankılanıyor...
Kapılar birbiri ardına kilitleniyordu.
İçeridekiler, dışarıdakilerin kim olduğunu biliyordu.
Ama dışarıdakiler içeride neyle karşılaşacağını bilmiyordu.
Çünkü bina saatler önce sessizce değiştirilmişti.
Hiç kimsenin fark etmediği küçük değişikliklerle...
Bir kapının menteşesi...
Bir güvenlik kartının yetkisi...
Bir kameranın yönü...
Bir asansörün yazılımı...
Hepsi günler önce başka bir ihtimale göre hazırlanmıştı.
***
23.17...
HİÇ merkezinde genç görevli nefes nefese içeri girdi.
"Koridor kapandı."
Üstün Hiç başını kaldırdı.
"Hayır..."
"Kapanmadı."
"Şimdi açılıyor."
Genç görevli şaşırdı.
Ekranda hiçbir değişiklik görünmüyordu.
Sonra haritanın üzerinde küçücük yeşil bir ışık yandı.
Tek nokta...
Ama bütün odadaki insanların yüzü değişmişti.
***
Üçüncü Masa devreye girmişti.
Şehirde herkes tankları konuşuyordu.
Oysa kimsenin görmediği HİÇLER hareket ediyordu.
Bir elektrik teknisyeni...
Bir haberleşme uzmanı...
Bir sağlık görevlisi...
Bir bina bakım personeli...
Onlar silah taşımıyordu.
Fakat taşıdıkları bilgi, bazen silahtan daha ağırdı.
Bir kapının neden açılmadığını...
Bir kameranın neden görüntü vermediğini...
Bir kart okuyucunun neden birkaç dakika geciktiğini...
Sadece onlar biliyordu.
***
23.39...
KARTAL-1'in bulunduğu odanın dışında ayak sesleri yükseldi.
İçerideki sessizlik bozulmadı.
Dışarıdaki bağırışlar arttı.
Kapıya ilk darbe vuruldu.
Sonra ikincisi...
Üçüncüsü...
Tam o anda binanın alt katında elektrik yarım saniyeliğine kesildi.
Kimse önemsemedi.
Ama yarım saniye...
Bazı planların yeniden yazılması için yeterliydi.
***
Elektronik kilit yeniden başlatıldı.
Koridor kamerası farklı bir görüntü göstermeye başladı.
Asansör beklenmedik katta durdu.
Ve binanın başka bir noktasındaki ekip, aradığı birkaç saniyeyi kazanmış oldu.
Merkezde “En Üstün Hiç” saati izliyordu.
Dakikaları değil...
Saniyeleri.
"On sekiz..."
"On dokuz..."
"Yirmi..."
Kimse neden saydığını bilmiyordu.
Yirmi üçüncü saniyede ekranın sağ üst köşesinde tek kelime belirdi.
***
TEMAS.
Odadaki herkes derin bir nefes aldı.
Demek ki içeride hâlâ iradeyi temsil eden biri vardı.
Ve konuşabiliyordu.





